.

Adnan Oktar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adnan Oktar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2010 Pazar


MUTASYONLARA BEL BAĞLAYAN DARWINİST ZİHNİYET, GELECEK NESİLLERİN EGLENCESİ OLACAKTIR




14 ağustos 2009 tarihinde yayınlanan Sansürsüz programında yine katılımcı Darwinistler tarafından çok büyük bir hata yapılmış ve yine mutasyonlar evrimin en büyük mekanizması ile gösterilmeye çalışılmıştır.


MUTASYONLARIN EVRİM MEKANİZMASI OLARAK GÖSTERİLMESİ, GENETİK BİLİMİNİN BU DERECE İLERLEDİĞİ 21. YÜZYILDA, DARWİNİSTLER AÇISINDAN BÜYÜK BİR UTANÇTIR.


Öncelikle mutasyonlarla ilgili şu önemli noktaları belirtmek gerekmektedir:

- Mutasyonlar canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan ve genetik bilgiyi taşıyan DNA molekülünde, radyasyon veya kimyasal etkiler sonucunda meydana gelen kopmalar ve yer değiştirmelerdir.


- Aynı zamanda mutasyonlar DNA'yı oluşturan nükleotidleri (A, T, G ve C harfleri ile ifade edilen molekülleri) tahrip eder.


- Mutasyonlar rastgele meydana gelirler. Mükemmel yapılara etki eden şuursuz, tamamen tesadüfi olaylardır.


- MUTASYONLAR %99 ORANINDA ORGANİZMAYA ZARAR VERİRLER. %1 oranında etkisizdirler. Herhangi bir organizmaya FAYDA SAĞLAMIŞ HERHANGİ BİR MUTASYON TESPİT EDİLMEMİŞTİR.


- Dolayısıyla mutasyonun, Darwinistlerin iddia ettiği gibi canlıları daha gelişmişe ve mükemmele götürmesi İMKANSIZDIR.


- Mutasyonların sebep olacağı değişiklikler ancak Hiroşima, Nagazaki veya Çernobil'deki insanların uğradığı türden değişiklikler (yani ölümler ve sakat insanlar) olabilir.



Darwinistler canlıların mutasyonlar yoluyla evrimleştiklerini iddia ederler. Canlı hücrelerinde meydana gelen mutasyonların canlıya her nasılsa mutlaka fayda getirdiğini, ona yepyeni yapıların bilgisini eklediğini iddia etmektedirler. Oysa bir canlının mükemmel bir mekanizmaya sahip DNA sistemine etki eden bir mutasyon, ona %99 oranında mutlaka zarar getirecektir. Dahası, hiçbir mutasyon, canlıya, CANLIDA DAHA ÖNCE VAR OLMAYAN YEPYENİ BİR YAPI EKLEYEBİLME GİBİ BİR YETENEĞE SAHİP DEĞİLDİR. Mutasyon, gen içinde gerçekleşen kopmalar, yer değiştirmeler ve bozulmalardır. Bir kuşun genetik yapısında yüzgeçlere ait bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kuşun geninde meydana gelen bir yer değiştirme, o kuşun genetik bilgisine hiçbir zaman dışarıdan yüzgeç bilgilerini eklemeyecektir.


Örneğin bir bakteride yaklaşık 2000 çeşit protein bulunurken insan gibi bir organizmada 100.000 çeşit protein vardır. Bir bakterinin insan hücresine dönüşmesi için tam 98.000 çeşit yeni proteinin oluşması ve eklenmesi gereklidir. Yani şuursuz atomların, tesadüfen 98.000 çeşit yeni proteini yoktan oluşturmaları gerekir. Bu proteinlerin yapısının mutasyonlar tarafından oluşturulması ise hiçbir şekilde mümkün değildir, çünkü MUTASYONLAR DNA ZİNCİRİNİ UZATAMAZLAR, sadece mevcut zincir üzerinde bozulma ve hataya sebep olurlar. Bu konuda dünyaca tanınmış Darwinist paleontolog Stephen Jay Gould, şu itirafı yapmıştır:


Bir mutasyon büyük ve yeni bir ham malzeme (DNA) oluşturmaz. Türleri mutasyona uğratarak yeni bir tür elde edemezsiniz. 1


Bu gerçeğe rağmen mutasyon iddiası ile Darwinistler bütün dünyayı aldatmaktadırlar.


Ergi Deniz Özsoy da, 14 Ağustos 2009 tarihli Sansürsüz programında, Darwinistlerin tek sığınabildikleri mutasyon iddiasına sığınmış ve DNA’nın kendisini kopyalaması sırasında hatalar oluştuğunu ve bu hatalar sonucunda genetik varyasyonla mutasyonlar meydana geldiğini ve bu mutasyonların da canlılarda değişikliğe yol açtığını öne sürmüştür.



Konu hakkında bilgisi olmayan kişileri rahatça aldatabilecek olan bu açıklama, açıkça bir demagojidir.



İnsan vücudunda her hücre bölünmesi gerçekleştiğinde, DNA kopyalanır. Bir hücre bölünmesi 20 ila 80 dakika arasında sürer ve bu esnada DNA'daki bilgi de kopyalanarak çoğaltılmalıdır. Yani DNA'daki 3 milyar bilgi, bu sürede hiçbir düzensizlik, unutma veya eksiklik olmadan kopyalanabilmektedir. Çoğaltma işlemi o kadar kusursuz işler ki, hata oranı 3 milyar basamakta yalnızca bir basamaktır. Bu tek hata da herhangi bir probleme sebep olmadan vücuttaki daha üst kontrol mekanizmaları tarafından yok edilir. Bir hücrenin DNA’sı kopyalanırken bir yandan da enzimler düzeltmenlik yaparlar.



Dolayısıyla DNA kopyalanırken hataya rastlanması, E. Deniz Özsoy’un iddia ettiğinin aksine çok nadir rastlanan bir durumdur. Peki DNA kopyalanırken hata olursa Özsoy’un iddia ettiği şeyler olur mu?



Eğer DNA kopyalanması sırasında geri dönülemez bir hata meydana gelirse ve bunlar enzimler tarafından tamir edilemezse –ki bu son derece düşük bir ihtimaldir-, bu DNA için ölümcül bir hatadır. DNA bu hata sonucunda kopar, parçalanır, bazen tamamen bozulur. Bu durum hücrenin de bozulması ve tüm yapının kanserleşmesi anlamına gelir. DNA gibi 1 milyon sayfalık bilgi taşıyan olağanüstü muhteşemlikteki dev molekülün, olağanüstü düzenini ortadan kaldıracak rastgele müdahalenin DNA’ya yeni bilgi eklediğini iddia etmek, ciddi bir mantık hezimetini temsil etmektedir.



Nitekim mutasyonların hiçbir evrimleşme sağlamayacağını artık günümüzde Darwinistler bile itiraf etmektedir.



Mutasyonların Evrimleştiremeyeceğine Dair Bilim Adamlarının İtirafları



Genetikçi B. G. Ranganathan:


Mutasyonlar KÜÇÜK, RASGELE VE ZARARLIDIRLAR. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu üç özellik, mutasyonların EVRİMSEL BİR GELİŞME MEYDANA GETİREMEYECEĞİNİ GÖSTERİR. Zaten yüksek derecede özelleşmiş bir organizmada meydana gelebilecek rastlantısal bir değişim, ya etkisiz olacaktır ya da zararlı. Bir kol saatinde meydana gelecek rasgele bir değişim kol saatini geliştirmeyecektir. Ona büyük ihtimalle zarar verecek veya en iyi ihtimalle etkisiz olacaktır. Bir deprem bir şehri geliştirmez, ona yıkım getirir. 2


Evrim Biyoloğu George Turner’ın 2003 yılında, New Scientist dergisine yaptığı açıklama:



Çok değil yakın zaman önce, türlerin nasıl oluştuğunu bildiğimizi sanıyorduk. İşlemin hemen her zaman popülasyonların tamamen izole olmalarıyla başladığına inanıyorduk. Genellikle popülasyonun ciddi bir "genetik darboğaz"dan geçmesinden sonra meydana geliyordu; (örneğin) hamile bir dişinin uzak bir adaya sürüklenmesinden ve onun yavrularının birbirleri ile çiftleşmesinden sonra olabileceği gibi. Bu "kurucu etki"nin güzelliği, laboratuvarda test edilebilir olmasıydı. Gerçekte, AÇIKÇASI TUTMADI. Biyologların tüm çabalarına rağmen, hiç kimse, KURUCU BIR POPÜLASYONDAN YENI BIR TÜR YARATMANIN YANINA BILE YAKLAŞAMADI. Dahası, bildiğimiz kadarıyla, insanların az sayılarda organizmayı yabancı ortamlara salmaları sonucunda hiçbir yeni tür oluşmadı. (George Turner, "How Are New Species Formed?", New Scientist, June 14, 2003, s.36)



Darwinist Pierre Paul Grasse:

Bir canlı vücudunda çok küçük bile olsa bir düzensizlik oluştuğunda, bunun sonucu ölüm olur. YAŞAM OLGUSU İLE ANARŞİ (DÜZENSİZLİK) ARASINDA HİÇBİR OLASI UZLAŞMA YOKTUR. 3



Prof. Gerald L. Schroeder:



... Moleküler biyolojide gelişmeler, hayatın işleyişinin her safhasında görülen muazzam bir kompleksliği gözler önüne sermiştir, buradaki komplekslik oranı o kadar yüksektir ki, eğer bunun adım adım oluşturulması için rastlantısal mutasyonlara bel bağlayacak olsaydık, Nobel ödüllü De Duve'nun ifade ettiği gibi, "SONSUZLUK BİLE BUNUN İÇİN YETERLİ OLMAZDI." 4



Schroeder’in açıklaması, Darwinistlerin en çok kullandığı iddialardan birine de tam yanıt oluşturmaktadır. 14 Ağustos 2009 tarihinde yayınlanan Sansürsüz programında E. Deniz Özsoy’un da iddia ettiği gibi, Darwinistler, dünyanın oluşumundan itibaren geçen zamanın kendi lehlerinde olduğunu düşünmektedirler. Dünya'nın yaklaşık 5 milyar yaşında olduğuna işaret ederek; bunun, önemli değişimlerin sebebi sayılan mutasyonunların gerçekleşmesi için yeterli bir zaman olduğunu iddia ederler. Matematikçiler bu kadar kompleks bir hayatın tesadüfen gerçekleşme ihtimali olmadığını ortaya koymuşlardır. Matematikçiler, zaman dilimleriyle, mutasyon aralıklarını ve düzenli hayat sistemlerini eşleştirmek için onlarca yıldır çalışmaktadırlar. İSTATİSTİK HESAPLARINA GÖRE, TEK HÜCRELİ ORGANİZMANIN RASTLANTIYLA BİR ARAYA GELME İHTİMALİ, 10 ÜZERİ 78 436’DA 1’DİR.



Mutasyonları, birer evrim mekanizması haline getiren Darwinist zihniyet, canlıya tamamen zarar getirecek bir sistemi, demagoji yoluyla, mucizeler meydana getiren bir güç haline getirmiştir. Darwinistler, açıkça insanları bu yolla kandırmakta, açıkça gerekleri saptırmaktadırlar. Bütün bilim dünyası mutasyonların yeni bir yapı meydana getiremeyeceklerini çok iyi bilirken, hatta bunu bir evrimsel biyolog olarak Ergi Deniz Özsoy da çok iyi bilirken, yeryüzündeki bu olağanüstü çeşitlilikteki ve muhteşem komplekslikteki canlılığı bu kör ve zararlı sisteme dayandırmaktan çekinmemektedirler. Bu durum inanılır gibi değildir. İşte Darwinist diktatörlük, dünyaca tanınmış, kıdemli bilim adamlarını bu büyük aldatmacayı savunur hale getirmiştir. Bu durum, sonraki nesillerin hayretle karşılayacağı, Darwinistler açısından da utanç kaynağı olacak çok büyük bir mucizedir.



Ergi Deniz Özsoy, Richard Dawkins’in tek bir tane bile faydalı mutasyon örneği veremediğine inanmak istememişti. Aşağıdaki videoyu dikkatine sunuyoruz.

-----------

1 Stephen Jay Gould, "Is a New and General Theory of Evolution Emerging?", Lecture at Hobart&Wm Smith College, 4 Şubat 1980

2 B. G. Ranganathan, Origins?, Pennsylvania: The Banner Of Truth Trust, 1988

3 Pierre-Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s.97

4 Gerald L. Schroeder, Tanrının Saklı Yüzü, Gelenek Yayınları, çev: Ahmet Ergenç, İstanbul, 2003, s. 105


SAYIN ADNAN OKTAR MUTASYONLARI ANLATIYOR





DİĞER BÖLÜMLER



DARWINİST ALDATMACALARDAN SADECE BİRİ: ENDOSİMBİYOZ
http://darwinistaldatmacalar-adnanoktar.blogspot.com/


HİÇBİR ORGANİZMA BİR DİĞERİNİN "ATASI" DEĞİLDİR
http://evrimselbagyoktur-adnanoktar.blogspot.com/


"ARA FOSİL VAR" ALDATMACASINA DİKKAT
http://arafosilvar-aldatmacasi-adnanoktar.blogspot.com/


CANLILIĞIN ORTAYA ÇIKIŞI HAKKINDA DARWINİST YANILGILAR
http://canliliknasilolustu-adnanoktar.blogspot.com/


"MAYMUNDAN GELMEDİK, ORTAK ATAMIZ VAR" ALDATMACASI HALEN DEVAM EDİYOR
http://ortakataaldatmacasi-adnanoktar.blogspot.com/


DARWINİST DEMAGOJİNİN BİR PARÇASI: YARATILIŞI İSPAT EDEN BİLİMSEL DELİLLERİ GÖRMEZDEN GELMEK
http://darwinistdemagojiyecevap-adnanoktar.blogspot.com/


HALKA 'BİLİM ADAMI' DİYE TANITILAN CHARLES DARWIN'İN GERÇEK YÜZÜ
http://charlesdarwingercegi-adnanoktar.blogspot.com/


ERGİ DENİZ ÖZSOY'A KAMBRİYEN PATLAMASI HAKKINDA KISA BİR BİLGİ
http://kambriyenpatlamasi-adnanoktar.blogspot.com/


DARWINİZM = ATEİZM GERÇEĞİNİ ENDER HELVACIOĞLU İTİRAF EDİYOR
http://darwinizm-ateizmgercegi-adnanoktar.blogspot.com/


DARWINİSTLERİN TESADÜF İDDİALARINDAN DUYDUKLARI BÜYÜK UTANÇ
http://tesadufiddiasinacevap-adnanoktar.blogspot.com/


EVRİM BİR TEORİ DEĞİL, YÜZYILIN EN BÜYÜK KİTLE ALDATMACASIDIR
http://evrim-kitlealdatmacasi.blogspot.com/


DARWINİSTLERİN ŞUURLU DAKTİLO ALDATMACASI
http://daktiloaldatmacasinacevap-adnanoktar.blogspot.com/


DARWİNİSTLERİN ARA FOSİL İLE İLGİLİ ÇARPITMALARINA CEVAPLAR
http://arafosiliddiasina-cevap-adnanoktar.blogspot.com/


VİRÜSLER EVRİM GEÇİRMEZ, SAHTE EVRİMİN KANITI DEĞİLDİRLER
http://viruslerevrimgecirmez-adnanoktar.blogspot.com/
Darwinizm ve Materyalizmin hiç bir zaman cevaplayamayacağı soru: Hayatın kökeni nedir?



(Aşağıdaki metin Hayatın Kökenleri* adlı kitaptan alıntılanmıştır)
*Origins of Life; Hugh Ross ** ve Faza Rana***

Hayatın kökenlerine dair günümüzde araştırma yapan bilimadamları bundan elli yıl önce ilk deneylerini gerçekleştiren Stanley Miller’dan daha fazla bilgi edinmiş değiller. Bazı bilimadamları araştırmaların henüz başlangıç aşamasında olduğunu söyleseler de, son elli yıldır önemli kaynaklar aktarılan hayatın kökenine dair araştırmalar gümünüzde hala gerçek cevaplara ulaşamamıştır. Dahası yanlış bir yaklaşım araştırma programını esasen durdurmuştur.

Kitapları en iyi satanlar listesinde bulunan [evrimci] yazar Paul Davies bu noktaya Beşinci Mucize adlı kitabında şu şekilde yer veriyor:

Bu kitabı yazmaya başladığımda bilimin hayatın kökeni gizemini çözmeye yaklaştığına inanmıştım… Fakat bu alanda bir-iki sene araştırma yaptıktan sonra şu anda anlayışımızda müthiş büyük bir boşluk olduğu kanaatindeyim... Anlayışımızdaki bu boşluk sadece belli teknik detaylar hakkındaki cehaletimiz değil; önemli bir kavramsal boşluk. (Paul Davies, Beşinci Mucize: Hayatın Kökeni ve Anlamı Araştırması (New York: Simon & Schuster, 1999), s. 17-18)

Davies’in açıklamaları bilimadamları da dahil insanların çoğunu muhtemelen şaşırtmaktadır. Popüler medyada çıkan haberlere bakanlar araştırmacıların hayatın kökenine dair her şeyi açıkladıklarını zanneder, fakat bu durum gerçeği yansıtmamaktadır.

Davies konunun kamuda algılanan bu şekliyle kesin gerçekler arasında neden uyumsuzluk bulunduğunu şu sözlerle açıklıyor:

Kapalı kapılar arkasında kafalarının karıştığını açık açık kabul etmelerine rağmen pek çok araştırmacı halka hayatın kökeninin hala anlaşılamadığını söylemekten rahatsızlık duyuyor. Bu rahatsızlıklarının iki sebepten kaynaklandığı görülüyor. Öncelikle bunun dini açıklamalara…. kapı açtığını hissediyorlar. İkincisi cehaletlerini açık açık kabul ederlerse ellerindeki fonları kaybedeceklerinden endişeleniyorlar. (Davies, s.17-18)

Bu nedenle bilimadamları sessizliklerini koruyup ilerleyebilecekleri yeni yönler arayışı içerisine girdiler. 1999 yılında San Diego, Kaliforniya’da ve 2002’de Oaxaca, Meksika’da (bundan böyle ISSOL 1999 ve ISSOL 2002 olarak anılacaktır) ortak olarak gerçekleştirilen Hayatın Kökeni Çalışmaları Cemiyeti ve Hayatın Kökeni Uluslararası Konferansı’nda perde arkasında yaşanan belirgin bir hale geldi. Her üç yılda bir hayatın kökenine dair dünyanın çeşitli yerlerinde araştırma yapan önde gelen bilimadamlarını bir araya toplayan bu ortak bilimsel toplantı son bulguların paylaşılıp tartışıldığı bir platform görevi yapar.

Bu tür toplantılardaki ortam genellikle katılımcıların yeni keşifler ve büyük buluşlar duyacakları beklentisi ile doludur. Ne var ki her iki ISSOL toplantısına çaresizlikle dolu acımasız bir ruh hali hakimdi. Katılımcılar çok iyi fonlarla desteklenen elli yıllık araştırmalarda birbiri ardına engellerle karşılaşıldığını kabul etmek zorunda kaldılar. Yeni yeni sorunlar gün ışığına çıkarken eski zorlu sorunlar devam ediyordu. (Fazale R. Rana, “Hayatın Kökeni Tahminleri Konusunda Yüzleşmeler: Evrime karşı İncil’deki Yaratılış,” İnanç Esasları 6 (Q2 2001), s.41-47)

…..Hayatın kökenine dair araştırma yapan araştırmacılar primordiyal (ilkel) Dünya üzerinde prebiyotik moleküllerin üretimi için uygun herhangi bir yer belirleyememektedirler. Sorunlar üzerinde çalışan araştırmacılar amino asitlerde tek biçimli “ellilik” olayının, nükleotid ve şekerlerin herhangi bir sözde prebiyotik çorbada nasıl oluştuğuna açıklama getirememektedirler.

Jeolojik, jeokimyasal veriler ve fosil kayıtlarının hepsi naturalistik senaryolara imkansız sınırlamalar getiriyor. Hayat hızlı bir şekilde ve Dünya tarihinin erken bir döneminde—Dünyanın bunu mümkün kıldığı en erken dönemde—meydana gelmiştir. Dünyanın kökenine dair araştırma yapan bilim adamları hayatın ortaya çıkması için onlarca milyon yıldan daha fazla bir süreye sahip olmadığını kabul ediyorlar. Hayat aynı zamanda şaşırtıcı şekilde zorlu koşullarda meydana geldi; öyle ki bu koşullar değil hayatın devam etmesine, oluşup ortaya çıkmasına bile izin vermezdi.

Yeryüzünde meydana gelen ilk hayaı kimyasal açıdan son derece kompleksti… Bununla bağlantılı olarak araştırmacılar hayatın, en minimal formunda, hücre içerisinde uzamsal ve zamansal açıdan organize olmuş şaşılacak sayıda protein gerektirdiğini keşfettiler.

Pek çoğu [ki militan ateist Richard Dawkins liderliğinde Uzay Dinini kabul etti] şimdilerde hayatın Dünya dışında başka biryerlerde oluşmuş olabileceği yorumunda bulunuyor.

* Hugh Ross ve Fazale Rana, Origins of Life, Navpress 2004, CO, ss.25-27

* *Astronom ve Astrofizikçi

*** Biokimyacı



Further Reading: Kuran Bilime Yol Gösterir, Harun Yahya, http://tr1.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/793/KURAN_BILIME_YOL_GOSTERIR_